Yaratıcı Drama ile Kadın Mirasını Bursa’nın Fethi’nin 700. Yılında Görünür Kılmak
Bursa’nın Kadın Mirasını Birlikte Görünür Kılmaya Davetlisiniz!
Bursa’nın fethinin 700. yılına yaklaşırken, kentin tarihine bu kez kadınların izinden bakmaya hazırlanıyoruz.
“Bursa’nın Fethinin 700. Yılında Kadın Mirasını Yaratıcı Drama ile Görünür Kılmak” projesi; Bursa’nın tarihsel ve kültürel belleğinde iz bırakan kadınların emeğini, dayanışmasını, mücadelesini ve toplumsal katkılarını yaratıcı drama yoluyla yeniden keşfetmek amacıyla hayata geçiriliyor.
Proje kapsamında gerçekleştirilecek yaratıcı drama atölyelerinde katılımcılar; Bacıyan-ı Rum’dan Nilüfer Hatun’a, Bursa’nın ipek işçisi kadınlarından Zehra Budunç’a, eğitimden spora uzanan farklı alanlarda kentin kadın mirasına ilişkin izlerin peşine düşecek.
Ancak bu çalışma yalnızca geçmişte yaşamış kadınları tanımayı amaçlamıyor. Atölyeler aracılığıyla geçmiş ile bugün arasında bağ kurulması; kadınların kültürün taşıyıcısı, toplumsal değişimin öznesi ve kent belleğinin önemli bir parçası olduğunun birlikte düşünülmesi hedefleniyor.
Yaratıcı drama, canlandırmalar, doğaçlamalar, rol çalışmaları ve farklı yaratıcı etkinliklerle Bursa’nın kadın hafızasına başka bir pencereden bakmak isteyen kadınları bu yolculuğa davet ediyoruz.
Köklerimizden geleceğe uzanan bu hikâyede senin de izin olsun.
Bursa’nın kadın mirasını birlikte keşfetmek, hatırlamak ve görünür kılmak için bize katıl!
Bursa’nın Kadın Mirasını Görünür Kılmak
Bursa, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış; üretim, ticaret, eğitim, kültür ve toplumsal yaşam açısından önemli bir kent olmuştur. Bu köklü geçmişin oluşmasında kadınların emeği, dayanışması, öncülüğü ve toplumsal katkıları önemli bir yere sahip olmasına rağmen kadınların kent tarihindeki izleri çoğu zaman yeterince görünür değildir.
“Bursa’nın Fethinin 700. Yılında Kadın Mirasını Yaratıcı Drama ile Görünür Kılmak” projesi, Bursa’nın fethinin 700. yılına yaklaşırken kentin tarihsel ve kültürel belleğine kadınların izinden bakmak amacıyla hazırlanmıştır.
Proje; kadınların Bursa’nın toplumsal, kültürel ve ekonomik yaşamındaki rollerini yalnızca tarihsel bilgiler üzerinden aktarmak yerine, yaratıcı drama yönteminin deneyimsel ve katılımcı yapısıyla keşfetmeyi amaçlamaktadır. Katılımcıların geçmişte yaşamış kadınların deneyimleriyle karşılaşmaları, onların emeğini ve mücadelesini anlamaları, geçmiş ile bugün arasında bağ kurmaları hedeflenmektedir.
Atölyelerde Bacıyan-ı Rum’un dayanışma kültüründen Nilüfer Hatun’un tarihsel mirasına, 1910 Bursa Kadın Grevi'ndeki kadın emeğinden Zehra Budunç’un toplumsal yaşamda söz alan kadınlara bıraktığı mirasa; Bursa Kız Lisesi’nden spor alanında öncü kadınlara uzanan farklı konular ele alınacaktır.
Canlandırmalar, doğaçlamalar, rol çalışmaları, yaratıcı yazma ve grup etkinlikleri aracılığıyla katılımcılar yalnızca geçmiş hakkında bilgi edinmeyecek; kadınların emek, liderlik, dayanışma, eğitim ve toplumsal yaşamdaki rollerini kendi deneyimleriyle ilişkilendirerek yeniden düşünme fırsatı bulacaktır.
Projenin temelinde önemli bir soru yer almaktadır:
Bir kentin hikâyesini, o kentin kadınlarının hikâyeleri olmadan ne kadar eksiksiz anlatabiliriz?
Bu nedenle proje, geçmişte yaşamış kadınları yalnızca hatırlamayı değil; kadınların kültürün taşıyıcısı, toplumsal belleğin kurucusu ve değişimin önemli aktörlerinden biri olduğunu görünür kılmayı amaçlamaktadır.
Köklerimizden geleceğe uzanan bu yolculukta, Bursa’nın kadınlarının izini birlikte sürüyoruz.
İlk Atölyede Kadın Dayanışmasının İzini Sürdük: Bacıyan-ı Rum
“Bursa’nın Fethinin 700. Yılında Kadın Mirasını Yaratıcı Drama ile Görünür Kılmak” projesinin ilk atölyesinde geçmişten bugüne uzanan kadın dayanışmasının izini sürdük. Atölyenin merkezinde, Anadolu’da kadınların üretim, dayanışma ve toplumsal yaşam içerisindeki varlığını anlamlandırmamıza önemli bir kapı aralayan Bacıyan-ı Rum yer aldı. Önce grup üyeleri arasına tanışma, ısınma buz kırma etkinlikleri oynatıldı.
Geçmişten Bugüne Kadın Dayanışması
Yaratıcı drama çalışmalarının deneyimsel yapısından yararlanılan atölyede katılımcılar, Bacıyan-ı Rum’u yalnızca tarihsel bir konu olarak ele almakla kalmadı; kadınların bir araya gelmesinin, üretmesinin, birbirini desteklemesinin ve dayanışma içinde hareket etmesinin anlamı üzerine de düşündü.
Canlandırmalar ve grup çalışmaları aracılığıyla geçmişteki kadın dayanışması ile günümüz kadınlarının deneyimleri arasında bağlar kuruldu. Böylece “dayanışma” kavramı tarihsel bir olgunun ötesine taşınarak katılımcıların kendi yaşamlarından örneklerle yeniden anlamlandırıldı.
Geçmişin Kadınlarına Mektuplar
Atölyenin en anlamlı çalışmalarından biri geçmişe yazılan mektuplar oldu. Katılımcılar, Bacıyan-ı Rum kadınlarına seslenerek onların yaşamlarına, emeklerine ve dayanışmalarına ilişkin duygu ve düşüncelerini mektuplar aracılığıyla ifade etti.
Yüzyıllar öncesine yöneltilen bu sözler, geçmiş ile bugün arasında sembolik bir köprü kurdu. Mektuplarda kimi zaman bir teşekkür, kimi zaman bir soru, kimi zaman da bugünün kadınlarından geçmişin kadınlarına uzanan güçlü bir dayanışma mesajı vardı.
Dayanışma Ağımızı Birlikte Ördük
Atölyede kadınların birbirlerinden aldıkları güç de görünür hâle getirildi. Katılımcılarla birlikte oluşturulan “Kadın Dayanışma Ağı”, bireysel deneyimlerin ortak değerlerde nasıl buluşabileceğini ortaya koydu.
Güven, destek, paylaşım, cesaret, birliktelik ve üretim gibi kavramlar etrafında şekillenen ağ; aslında atölyenin temel düşüncesini somutlaştırdı: Kadınların hikâyeleri birbirine değdiğinde, bireysel deneyimler ortak bir güce dönüşebilir.
Günün İzleri Günlükleri’nde
Atölyenin sonunda ise söz bu kez tamamen katılımcılardaydı. Her katılımcı gün boyunca yaşadığı deneyimi, kendisinde kalan duygu ve düşünceleri “ Günlükleri”ne aktardı.
Bu günlükler proje boyunca yalnızca bir değerlendirme aracı değil; katılımcıların kendi değişimlerini, fark ettiklerini ve atölyelerin onlarda bıraktığı izleri kaydettikleri kişisel bir hafıza alanı olarak sürece eşlik edecek.
İlk atölyenin sonunda Bacıyan-ı Rum’dan bugünün kadınlarına uzanan ortak bir düşünce belirginleşti: Zaman değişse de kadınların birbirinden aldığı güç, birlikte üretmenin ve dayanışmanın değeri yaşamaya devam ediyor.
Köklerimizden geleceğe, Bursa’nın kadınlarının izini sürmeye devam ediyoruz.
2. Atölye: Bir Beyliğin Kurucu Annesi – Nilüfer Hatun
“Bursa’nın Fethinin 700. Yılında Kadın Mirasını Yaratıcı Drama ile Görünür Kılmak” projesinin ikinci atölyesinde Bursa’nın geçmişine bu kez Nilüfer Hatun’un izinden baktık. “Bir Beyliğin Kurucu Annesi” başlığıyla gerçekleştirilen atölyede tarih, müze ve yaratıcı drama bir araya geldi.
Tarihin İzleri Müzede Canlandı
Nilüfer Hatun’un Yaşamına Resimlerle Yolculuk
Atölyenin önemli bölümlerinden birini Nilüfer Hatun’un yaşamını konu alan resim sergisi oluşturdu. Katılımcılar, sergide yer alan resimler aracılığıyla Nilüfer Hatun’un yaşamına ve dönemin tarihsel koşullarına ilişkin izleri takip etti.
Bu süreçte eğitmen, rehber rolü üstlenerek sergideki resimler üzerinden Nilüfer Hatun’un yaşam öyküsünü, Bursa tarihindeki yerini ve dönemle ilişkili önemli gelişmeleri katılımcılara aktardı. Görsel anlatımla desteklenen bu çalışma, tarihsel bilginin daha somut ve anlaşılır hâle gelmesini sağlarken katılımcıların Nilüfer Hatun’u yalnızca tarihsel bir isim olarak değil, kendi döneminin koşulları içerisinde değerlendirmelerine olanak sundu.
Böylece oluşturulan sergi alanı, Nilüfer Hatun’un yaşam öyküsünün resimler ve anlatılar aracılığıyla adım adım keşfedildiği bir öğrenme ortamına dönüştü.
Oyunlarla Birlikte Keşfettik, Dramayla nilüfer Hatunu öğrendik
Atölye boyunca kullanılan yaratıcı drama oyunları, grubun etkileşimini güçlendirirken tarihsel konunun deneyimlenmesine de katkı sağladı. Isınma ve grup oyunlarından rol çalışmalarına uzanan süreçte katılımcılar hareket etti, birlikte düşündü, üretti ve farklı bakış açılarıyla karşılaştı.
Oyun, bu atölyede yalnızca eğlenceli bir başlangıç değil; öğrenmenin ve geçmişi anlamlandırmanın bir yolu oldu.
Nilüfer Hatun’un Hikâyesi Kitap Tasarımlarına Dönüştü
Nilüfer Hatun’un yaşam öyküsünün resimler eşliğinde ele alınmasının ardından katılımcılar, edindikleri bilgilerden ve atölye sürecindeki deneyimlerinden hareketle Nilüfer Hatun’un hayatını anlatan özgün kitap tasarımları hazırladılar.
Gruplar hâlinde gerçekleştirilen çalışmada katılımcılar; Nilüfer Hatun’un yaşamında önemli gördükleri olayları, onun Bursa tarihindeki yerini ve kendilerinde iz bırakan noktaları belirleyerek bunları bir kitabın sayfalarına taşıdılar. Kitapların içeriği kadar kapakları, sayfa düzenleri, görsel anlatımları ve başlıkları da katılımcıların yaratıcılığıyla şekillendi.
Bu çalışma ile tarihsel bilgi, yalnızca dinlenen ve hatırlanan bir içerik olmaktan çıkarak katılımcıların yeniden düzenlediği, yorumladığı ve somut bir ürüne dönüştürdüğü yaratıcı bir öğrenme deneyimi hâline geldi.
Ortaya çıkan kitap tasarımları, Nilüfer Hatun’un yaşamına farklı gözlerden bakmanın ve Bursa’nın kadın mirasını bugünün diliyle yeniden görünür kılmanın renkli örneklerinden biri oldu.
Geçmişin hikâyesi, bu kez katılımcıların ellerinde yeniden sayfalara taşındı.
Nilüfer Hatun’un İzinde
Atölyenin merkezinde yer alan Nilüfer Hatun üzerinden kadınların tarihsel anlatılardaki yeri ve görünürlüğü üzerine düşünüldü. Katılımcılar yaratıcı drama çalışmaları aracılığıyla dönemin koşullarını, kadınların toplumsal yaşamdaki varlığını ve Nilüfer Hatun’un Bursa tarihindeki yerini farklı açılardan ele aldılar.
Tarihsel bilginin canlandırmalar, oyunlar ve müze deneyimiyle birleşmesi; geçmişi yalnızca öğrenilen değil, üzerinde düşünülen, sorgulanan ve yeniden anlamlandırılan bir deneyime dönüştürdü.
İkinci atölyenin sonunda Bursa’nın kadın mirasına bir iz daha eklendi. Bacıyan-ı Rum ile başladığımız yolculuk, Nilüfer Hatun’la birlikte Bursa’nın kuruluş yıllarına uzandı.
Köklerimizden geleceğe, Bursa’nın kadınlarının izini sürmeye devam ediyoruz.
3. Atölye: İpeğin İçindeki Direniş – Bursa’nın İpek İşçisi Kadınları
“Bursa’nın Fethinin 700. Yılında Kadın Mirasını Yaratıcı Drama ile Görünür Kılmak” projesinin üçüncü atölyesinde Bursa’nın ekonomik ve toplumsal tarihinde önemli bir yere sahip olan ipek işçisi kadınların izini sürdük.Bu kez odağımızda kadın emeği, çalışma yaşamı, dayanışma ve hak arayışı vardı.
İpeğin Ardındaki Kadın Emeğini Konuştuk
Bursa denildiğinde akla gelen en önemli değerlerden biri olan ipek, bu atölyede farklı bir yönüyle ele alındı. İpeğin üretim sürecinin ardındaki kadın emeği görünür kılınırken katılımcılar, ipek fabrikalarında çalışan kadınların yaşamlarını ve çalışma deneyimlerini yaratıcı drama çalışmaları aracılığıyla ele aldılar.
Oyunlar, canlandırmalar ve rol çalışmalarıyla dönemin çalışma yaşamı üzerine düşünüldü. Böylece ipek, yalnızca Bursa’nın üretim ve ticaret tarihinin bir simgesi olarak değil, aynı zamanda kadınların emeğini ve mücadelesini taşıyan bir kent belleği unsuru olarak değerlendirildi.
1910 Bursa Kadın Grevi: Dayanışmadan Direnişe
Atölyenin ilerleyen bölümünde 1910 Bursa Kadın Grevi odağa alındı. İpek işçisi kadınların çalışma yaşamındaki deneyimleri üzerinden hak arayışı, birlikte hareket etme ve kadın dayanışması kavramları tartışıldı.
Katılımcılar farklı rollere girerek dönemin koşullarını anlamaya, kadınların yaşadıklarını onların gözünden değerlendirmeye ve bir araya gelerek seslerini duyurmalarının anlamı üzerine düşünmeye çalıştılar.
Bu çalışmalarla geçmişte çoğu zaman görünmez kalan kadın emeğinin ardındaki cesaret, dayanışma ve mücadeleyeniden hatırlandı.
İpek İşçisi Kadınların Hikâyesi Belgesele Dönüştü
Atölyenin sonunda katılımcılar, gün boyunca ele aldıkları tarihsel bilgilerden ve yaratıcı drama deneyimlerinden hareketle ipek işçisi kadınların grevini konu alan bir belgesel hazırladılar.
Belgeselde kadınların çalışma yaşamları, emekleri, karşılaştıkları güçlükler, birlikte hareket etmeleri ve grev süreci katılımcıların oluşturduğu anlatılar ve canlandırmalar aracılığıyla yeniden ele alındı.
Böylece atölyede öğrenilenler yalnızca konuşulan ya da canlandırılan bir deneyim olarak kalmadı; Bursa’nın kadın emeği tarihinden önemli bir kesiti görünür kılan ortak bir üretime dönüştü.
Üçüncü atölyenin sonunda ipeğin parlak yüzünün ardında başka bir hikâyenin daha bulunduğunu gördük: Üreten, dayanışan, hakkını arayan ve sesini birlikte yükselten kadınların hikâyesi.
İpeğin içindeki direnişi hatırlıyor, Bursa’nın kadın emeğini görünür kılıyoruz.
Günün Sonunda Duygular Günlüklere Taşındı
Atölyenin sonunda katılımcılar, gün boyunca yaşadıkları deneyimleri ve kendilerinde oluşan duygu ve düşünceleri günlüklerine yazdılar. İpek işçisi kadınların yaşamlarına, emek mücadelelerine ve dayanışmalarına tanıklık etmenin kendilerinde bıraktığı izleri kendi ifadeleriyle aktardılar.
Günlükler, katılımcıların yalnızca “Bugün ne öğrendim?” sorusuna değil; “Bugün ne hissettim, neyi fark ettim ve bende ne değişti?” sorularına da cevap aradıkları kişisel bir değerlendirme alanı oldu.
Böylece üçüncü atölye; ipek işçisi kadınların grevini anlatan belgesel çalışması ve katılımcıların kendi deneyimlerini kaydettikleri günlüklerle tamamlandı. Geçmişin kadınlarının mücadelesi, bugünün kadınlarının düşüncelerinde ve duygularında yeniden karşılık buldu.
4. Atölye: Söz Alan Kadınlar – Zehra Budunç- Kadının Kamusal Alanda Görünürlüğü
“Bursa’nın Fethinin 700. Yılında Kadın Mirasını Yaratıcı Drama ile Görünür Kılmak” projesinin dördüncü atölyesinde, Bursa’nın eğitim, Millî Mücadele ve siyasal yaşamında iz bırakan öncü kadınlarından Zehra Budunç’unyaşamına odaklandık.
Bu atölyede temel sorumuz şuydu: Kadınların kamusal alanda söz alması ne anlama gelir?
Bir Kadının Yaşamından Bursa’nın Yakın Tarihine
Atölye boyunca Zehra Budunç’un yaşamındaki önemli dönüm noktaları yaratıcı drama çalışmalarıyla ele alındı. Eğitimci kimliği, 1919 yılında kurduğu Bizim Mektep, Bursa’nın işgal yıllarında Millî Mücadele’ye verdiği destek, tutuklanarak Milos Adası’na götürülmesi, belediye meclisindeki çalışmaları ve 1946 yılında Bursa milletvekili olarak TBMM’ye girmesi üzerinden bir kadının eğitimden siyasete uzanan yaşam yolculuğu izlendi.
Böylece Zehra Budunç yalnızca geçmişte yaşamış tarihsel bir isim olarak değil; yaşadığı dönemin koşulları içinde eğitim veren, mücadele eden, karar süreçlerine katılan ve kamusal alanda söz alan bir kadın olarak ele alındı.
Kürsüde Söz Kadınların
Atölyede gerçekleştirilen “Kürsü/İlk Adım” çalışmasıyla söz almak, düşüncesini ifade etmek ve kamusal alanda görünür olmak üzerine düşünüldü. Katılımcılar kürsü deneyimi üzerinden kadınların kendi sözlerini söylemelerinin, karar süreçlerinde yer almalarının ve seslerini duyurmalarının önemini tartıştılar.
Yaratıcı drama oyunlarıyla başlayan süreç, Zehra Budunç’un yaşamındaki farklı dönemleri konu alan canlandırmalarla devam etti.
Zehra Budunç’un Yaşamından Sahneler
Katılımcılar gruplar hâlinde çalışarak Zehra Budunç’un yaşamındaki önemli anları sahneye taşıdılar.
Bizim Mektep’te bir eğitimci, işgal yıllarında Millî Mücadele’nin içinde bir kadın, Milos’ta bir sürgün, belediye meclisinde söz alan bir temsilci ve 1946’da TBMM’ye giren bir milletvekili…
Canlandırmalar, aynı kadının yaşamındaki farklı mücadele alanlarını bir araya getirirken katılımcılara geçmişi yalnızca dinlemek yerine rol içinde deneyimleme ve farklı açılardan değerlendirme fırsatı sundu.
Geçmişten Bugüne “Söz Alan Kadınlar”
Atölye, Zehra Budunç’un yaşam öyküsünün ötesinde kadınların eğitimde, yerel yönetimlerde, siyasette ve toplumsal yaşamda görünürlüğü üzerine düşünme alanı oluşturdu.
Zehra Budunç’un hikâyesinden hareketle geçmişin kadınlarıyla bugünün kadınları arasında bağ kuruldu; “söz almak”, “temsil edilmek”, “karar vermek” ve “görünür olmak” kavramları yeniden değerlendirildi.
Atölyenin sonunda katılımcılar yaşadıkları süreci, kendilerinde kalan duygu ve düşünceleri günlüklerine aktararakgünün kişisel değerlendirmesini yaptılar.
Dördüncü atölye bize bir kez daha gösterdi ki kadın mirası yalnızca geçmişte yapılanları hatırlamak değildir. Aynı zamanda kadınların sözünü, mücadelesini ve toplumsal yaşamda açtıkları alanları bugüne taşımaktır.
Zehra Budunç’un açtığı yoldan, söz alan kadınların izini sürmeye devam ediyoruz.
Kadınların Hak Mücadelesi Şiirlere Dönüştü
Atölyenin finalinde söz yeniden katılımcılardaydı. Zehra Budunç’un yaşamından ve atölye boyunca ele alınan konulardan hareketle bu kez kadınlara tanınan haklar ve kadınların bu haklara ulaşma mücadelesi üzerine düşünüldü.
Katılımcılar; eğitim, seçme ve seçilme, çalışma, toplumsal yaşama katılma, kendi kararlarını verebilme ve kamusal alanda söz sahibi olma gibi kadınların yaşamında önemli değişimler yaratan haklardan yola çıkarak kendi şiirlerini yazdılar.
Hazırlanan şiirler, atölyenin sonunda gerçekleştirilen şiir gecesinde katılımcılar tarafından seslendirildi. Böylece tarihsel süreçte kadınların elde ettiği haklar yalnızca bilgi düzeyinde ele alınmadı; katılımcıların duygu, düşünce ve sözcükleriyle yeniden yorumlandı.
Bir kadının geçmişte açtığı yol, bugünün kadınlarının kaleminde yeni sözlere dönüştü. Zehra Budunç’la başlayan “söz alma” yolculuğu, kadınların kendi şiirlerini yazıp kendi sesleriyle dile getirmeleriyle tamamlandı.
Atölyenin sonunda katılımcılar gün boyunca yaşadıklarını ve kendilerinde kalan duygu ve düşünceleri günlüklerine aktararak süreci kişisel olarak da değerlendirdiler.
Çünkü kadın mirasını görünür kılmak, geçmişin kadınlarının sözünü hatırlarken bugünün kadınlarına da kendi sözlerini söyleyebilecekleri alanlar açmaktır.
5. Atölye: Eğitimle Açılan Kapılar – Bursa Kız Lisesi ve Kadınların Eğitim Yolculuğu
Bir Kız Çocuğuna Hangi Rolleri Yüklüyoruz?
Atölye, serbest yürüyüş ve içsel dönüş çalışmalarıyla başladı. Katılımcıların kendi deneyimlerine yöneldikleri bu sürecin ardından gerçekleştirilen “Duvardaki Rol” etkinliğinde bir kız çocuğu figürü üzerinden toplumun kız çocuklarına yüklediği roller görünür hâle getirildi.
Bir kız çocuğundan ne beklenir? Nasıl davranması, hangi sorumlulukları üstlenmesi, hangi seçimleri yapması istenir? Onun geleceğine ilişkin kararları kim verir?
Katılımcıların oluşturduğu ifadeler kız çocuğu figürünün çevresinde bir araya geldikçe, bireysel görünen beklentilerin aslında toplumsal olarak üretilen rollerle nasıl ilişkili olduğu üzerine düşünüldü.
Bursa Kız Lisesi ve Mezunlarının İzinde
Çalışmanın devamında Bursa’da kız çocuklarının eğitim tarihinde önemli bir yere sahip olan Bursa Kız Lisesi ele alındı. Okulun tarihsel süreçteki yeri ve kız çocuklarının eğitimine sunduğu olanaklar üzerine yapılan bilgilendirmenin ardından katılımcılar, Bursa Kız Lisesinden mezun olmuş kadınların yer aldığı sergi alanını gezdiler.
Sergide karşılaştıkları kadınların yaşam öyküleri, okul sıralarından başlayan bir eğitim yolculuğunun yaşamın farklı alanlarına nasıl taşınabildiğini görme fırsatı sundu.
Mezunların Hayatları Sahneye Taşındı
Sergi çalışmasının ardından katılımcılar mezun kadınlardan birini seçerek onun yaşam öyküsü üzerinde çalıştılar. Seçilen mezunun yaşamındaki önemli anlar ve dönüm noktaları yaratıcı drama yoluyla canlandırıldı.
Böylece sergide karşılaşılan isimler yalnızca geçmişe ait biyografiler olarak kalmadı; onların eğitimleri, seçimleri ve yaşam deneyimleri katılımcıların oluşturduğu sahneler aracılığıyla yeniden görünür hâle geldi.
Bir Kız Çocuğunun Okula Uzanan Yolculuğu
Atölyenin sonraki bölümünde odak bu kez geçmişte yaşayan bir kız çocuğunun eğitim serüvenine çevrildi. Katılımcılar, okula gitmek isteyen bir kız çocuğunun yaşamından hareketle onun karşılaşabileceği toplumsal beklentileri, engelleri ve karar anlarını canlandırdılar.
Hikâye, kız çocuğunun eğitimine devam ederek Amerikan Kız Kolejine gitmesi, aldığı eğitimin ardından geri dönmesi ve öğrendiklerini kendi toplumuna taşıması üzerinden ilerledi.
Bu yolculukla eğitim, yalnızca bireysel bir kazanım olarak değil; bir kadının yaşamındaki değişimin çevresine ve topluma nasıl yayılabileceği üzerinden ele alındı. Eğitim alan bir kız çocuğunun dönüşünün başka kadınlara ve kız çocuklarına açabileceği yollar üzerine düşünüldü.
Karar Anı: Bilinç Koridoru
Hikâyenin önemli karar noktalarından birinde bilinç koridoru tekniği kullanıldı. Katılımcılar, kız çocuğunun karşı karşıya kaldığı kararın farklı yönlerini dile getirerek bir bilinç koridoru oluşturdular.
Bir tarafta toplumsal beklentiler, kaygılar ve engeller; diğer tarafta eğitim, gelecek, kendi yaşamına yön verme ve değişim ihtimali vardı.
Koridor boyunca duyduğu farklı seslerin ardından karakter kendi kararını verdi. Böylece katılımcılar yalnızca geçmişte bir kız çocuğunun eğitim yolculuğunu izlemekle kalmadı; onun karar verme sürecinin içinde yer aldı.
Bir Kız Çocuğunun Eğitimi Neyi Değiştirir?
Atölyenin başlangıcında duvara çizilen kız çocuğunun çevresinde toplumsal roller vardı. Atölyenin sonunda ise eğitim alan, karar veren, geri dönen ve çevresinde değişim yaratabilen bir kadın hikâyesi ortaya çıkmıştı.
Böylece beşinci atölye, Bursa Kız Lisesinin ve mezunlarının hafızasından yola çıkarak kız çocuklarının eğitim hakkının bireysel yaşamları aşan dönüştürücü gücünü görünür kıldı.
Katılımcılar atölye sonunda yaşadıkları süreci ve kendilerinde kalan duygu ve düşünceleri günlüklerine aktararak günü tamamladılar.
Çünkü bir kız çocuğunun eğitim yolculuğu yalnızca onun geleceğini değil, dokunduğu insanların ve içinde yaşadığı toplumun geleceğini de değiştirebilir.
Geçmiş ve Bugün Aynı Masada: Bursa Kız Lisesi Pilav Günü
Atölyenin finalinde katılımcılara “Bursa Kız Lisesinin eski ve yeni mezunları bir araya gelse neler olurdu?” sorusu yöneltildi. Bu sorudan hareketle kurgusal bir “Bursa Kız Lisesi Pilav Günü” düzenlendi.
Katılımcılar farklı dönemlerden Bursa Kız Lisesi mezunlarının rollerine girerek yıllar sonra aynı okulun çatısı altında buluştular. Eski ve yeni mezunlar aynı masanın etrafında bir araya gelirken okul yıllarına, eğitim deneyimlerine, kadınların değişen toplumsal rollerine ve farklı kuşakların karşılaştığı güçlük ve olanaklara ilişkin paylaşımlar canlandırıldı.
Bir dönemin öğrencileriyle bugünün mezunlarını aynı ortamda buluşturan bu kurgu, “Neler değişti, neler aynı kaldı?”sorusunu da beraberinde getirdi. Farklı kuşaklardan kadınların deneyimleri karşılaştırılırken eğitim yoluyla açılan yolların kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı üzerine düşünüldü.
Pilav Günü, atölye boyunca ele alınan Bursa Kız Lisesi tarihini, mezun kadınların yaşam öykülerini ve kız çocuklarının eğitim serüvenini ortak bir buluşmada bir araya getirdi. Böylece okul belleğinin yalnızca bir bina ya da geçmişte kalan anılardan oluşmadığı; mezunlarının hikâyeleri, deneyimleri ve birbirlerine aktardıkları mirasla yaşamaya devam ettiği vurgulandı.
Aynı okulun farklı kuşaklardan kadınları, aynı masada buluştu; geçmişin deneyimleri bugünün sesiyle, bugünün umutları geleceğin kadınlarıyla birleşti.
6. Atölye: Sahada Kadınlar – Bursa’nın Sporda Öncü Kadınları
“Bursa’nın Fethinin 700. Yılında Kadın Mirasını Yaratıcı Drama ile Görünür Kılmak” projesinin altıncı ve son atölyesinde Bursa’nın kadın mirasına bu kez spor tarihi üzerinden baktık. Atölyenin odağında, Bursa’da spor alanında iz bırakmış öncü kadınlardan Naciye Aküren ve Vahide Birkey yer aldı.
Bu kez sorumuz şuydu: Kadınların varlığının sınırlı olduğu bir alanda ilk adımı atanlardan biri olmak nasıl bir deneyimdir?
Spor Alanında Kadın Olmak
Atölye yaratıcı drama oyunları ve hareket çalışmalarıyla başladı. Sporun bedensel yönünden hareket eden katılımcılar; rekabet, cesaret, dayanışma, mücadele ve sınırları aşma kavramları üzerine çalıştılar.
Ardından geçmişte kadınların spor alanındaki görünürlüğü üzerine düşünülerek kadınlara yüklenen toplumsal rollerin onların sporla ilişkisini nasıl etkileyebileceği ele alındı.
“Spor kadınlar için midir?”, “Bir kadın hangi sporları yapabilir?”, “Kadınların yönetici olarak spor dünyasında bulunması nasıl karşılanır?” gibi sorular üzerinden geçmişten bugüne değişen toplumsal kabuller tartışıldı.
Naciye Aküren ve Vahide Birkey’in İzinde
Atölyenin devamında Naciye Aküren ve Vahide Birkey’in yaşam öyküleri ele alındı. Katılımcılar bu iki kadının spor alanındaki deneyimlerini, karşılaştıkları toplumsal koşulları ve Bursa’nın spor tarihinde bıraktıkları izleri yaratıcı drama çalışmaları aracılığıyla keşfettiler.
Özellikle Vahide Birkey’in spor kulübü başkanlığına uzanan öncü rolü, kadınların yalnızca spor yapan bireyler olarak değil, sporun yönetim ve karar mekanizmalarında da var olabilmelerinin önemli örneklerinden biri olarak değerlendirildi.
Öncü Kadınların Hikâyeleri Canlandı
Katılımcılar gruplar hâlinde çalışarak Naciye Aküren ve Vahide Birkey’in yaşamlarından hareketle çeşitli canlandırmalar gerçekleştirdiler.
Bu çalışmalar sırasında bir kadının spor alanında kendisine yer açması, toplumsal beklentiler karşısında yoluna devam etmesi, görünür olması ve ardından gelen kadınlara yeni alanlar açması üzerine düşünüldü.
Canlandırmalarla birlikte tarihsel isimler yalnızca biyografilerde kalan kişiler olmaktan çıkarak kararları, mücadeleleri ve cesaretleri üzerinden yeniden hatırlandı.
Geçmişten Bugüne Sahada Kadınlar
Atölyenin ilerleyen bölümünde geçmiş ile bugün arasında bağ kuruldu. Katılımcılar kadınların günümüzde sporun farklı alanlarında daha görünür hâle gelmesini geçmişte atılan öncü adımlarla birlikte değerlendirdiler.
Bir kadının sahaya çıkmasının, spor yapmasının ya da bir spor kuruluşunda karar verici konuma gelmesinin yalnızca bireysel bir başarı olmadığı; kendisinden sonra gelecek kadınların hareket alanını da genişletebildiği üzerine düşünüldü.
Altı Atölye, Bir Kadın Mirası
Son atölye aynı zamanda projenin altı atölyelik yolculuğunun da tamamlandığı buluşma oldu.
Bacıyan-ı Rum ile kadın dayanışmasının izini sürdük.
Nilüfer Hatun ile Bursa’nın kuruluş yıllarına baktık.
İpek işçisi kadınlarla emeğin ve direnişin sesini duyduk.
Zehra Budunç ile kadınların kamusal alanda söz alışına tanıklık ettik.
Bursa Kız Lisesi ile eğitimle değişen kadın yaşamlarını keşfettik.
Naciye Aküren ve Vahide Birkey ile kadınların spor alanında açtıkları yolları takip ettik.
Her atölyede başka bir dönem, başka bir yaşam ve başka bir kadın deneyimiyle karşılaştık. Ancak bütün bu hikâyeler emek, cesaret, eğitim, dayanışma, mücadele ve görünürlük kavramlarında birbirine bağlandı.
Projenin sonunda geriye yalnızca öğrenilen tarihsel bilgiler değil; canlandırılan yaşamlar, yazılan mektuplar ve şiirler, hazırlanan kitaplar ve belgeseller, tutulan günlükler ve katılımcıların kendi yaşamlarıyla kurdukları bağlar kaldı.
Köklerimizden geleceğe uzanan bu yolculukta Bursa’nın kadın mirasını birlikte hatırladık, deneyimledik ve yeniden görünür kıldık.
Zincirlerden Özgürlüğe: Bedenle Anlatılan Bir Kapanış
Altıncı atölyenin sonunda sözlerin yerini bu kez bedenler aldı. Katılımcılardan atölye boyunca ele alınan kadınların deneyimlerini ve kendilerinde oluşan duygu ve düşünceleri bedensel hareketlerle ifade etmeleri istendi.
Kadınların önüne konulan sınırlar, toplumsal beklentiler ve görünmez engeller bedenlerde birer zincir olarak karşılık buldu. Katılımcılar önce bu sınırlandırılmışlığı bedenleriyle ifade etti; ardından hareketlerini dönüştürerek zincirlerinden kurtulmayı, özgürleşmeyi, güçlenmeyi ve kendi alanlarını açmayı canlandırdılar.
Sözcük kullanılmadan gerçekleştirilen bu çalışma, altıncı atölyenin en güçlü anlarından birine dönüştü. Her katılımcı kendi beden diliyle farklı bir ifade ortaya koysa da hareketler ortak bir noktada buluştu: Sınırlandırılan bedenden özgürleşen, kendi gücünün farkına varan ve alanını genişleten kadına…
Böylece Bursa’nın spor tarihinde öncü kadınlarla başlayan son atölye, geçmişten bugüne kadınların aşmak zorunda kaldıkları sınırların ve özgürleşme arayışlarının bedensel bir anlatımla görünür hâle getirilmesiyle tamamlandı.
Genel Değerlendirme: Altı Atölyenin İzleri Yeniden Canlandı
Altı atölyelik yolculuğun tamamlanmasının ardından projenin genel değerlendirmesi istasyon tekniği kullanılarak gerçekleştirildi. Bu çalışma ile katılımcılar proje boyunca karşılaştıkları kadınları, tarihsel olayları, kavramları ve kendi deneyimlerini yeniden hatırlama ve farklı yaratıcı ürünlere dönüştürme fırsatı buldular.
Hazırlanan istasyonlarda katılımcılar gruplar hâlinde çalıştı ve belirli sürelerin ardından istasyon değiştirerek bir önceki grubun bıraktığı yerden üretmeye devam etti. Böylece değerlendirme, bireysel bir hatırlama çalışmasının ötesine geçerek birbirinin düşüncesini geliştiren ortak bir üretim sürecine dönüştü.
Altı Atölye, Altı Farklı Üretim
İstasyonlarda proje boyunca ele alınan kadın mirası farklı ifade biçimleriyle yeniden yorumlandı.
Afiş istasyonunda altı atölyeden akılda kalan kadınlar, olaylar ve kavramlar görsel bir anlatı içerisinde bir araya getirildi.
Slogan istasyonunda kadın emeği, dayanışma, eğitim, mücadele, cesaret, hak ve görünürlük gibi proje boyunca öne çıkan kavramlardan hareketle kısa ve güçlü ifadeler üretildi.
Kadın Marşı istasyonunda katılımcılar, altı atölyelik deneyimden kendilerinde kalan duygu ve düşünceleri ortak sözlere dönüştürdüler. Böylece farklı kadın hikâyelerinden beslenen kolektif bir ses ortaya çıktı.
Resimden Heykele istasyonunda proje sürecinde oluşan imgeler ve duygular önce görsel olarak ifade edildi, ardından beden ve biçim kullanılarak heykele dönüştürüldü. Böylece aynı düşüncenin farklı sanat ve ifade biçimleriyle nasıl yeniden yorumlanabileceği deneyimlendi.
Gazete istasyonunda ise altı atölye boyunca yaşananlar adeta geçmişten bugüne ulaşan bir haber olarak ele alındı. Katılımcılar kadınların hikâyelerini, yaşanan tarihsel olayları ve proje sürecinde kendilerinde iz bırakan noktaları haber başlıkları ve gazete içerikleri aracılığıyla yeniden görünür kıldılar.
Kurucu Anneye Şiir istasyonunda katılımcılar, Nilüfer Hatun’un yaşamından ve “Bir Beyliğin Kurucu Annesi” temasından hareketle duygu ve düşüncelerini şiire dönüştürerek geçmişe bugünün sesiyle seslendiler.
Hatırladık, Yeniden Yorumladık, Birlikte Ürettik
İstasyonlar tamamlandığında ortaya yalnızca afişler, sloganlar, bir kadın marşı, resimler, heykeller ve gazeteler çıkmadı. Her ürün, altı atölye boyunca yaşanan deneyimlerin katılımcılarda bıraktığı izin farklı bir anlatımına dönüştü.
Bacıyan-ı Rum’un dayanışması, Nilüfer Hatun’un yaşamı, ipek işçisi kadınların emeği ve direnişi, Zehra Budunç’un sözü, Bursa Kız Lisesinden yetişen kadınların eğitim yolculukları, Naciye Aküren ve Vahide Birkey’in spor alanında açtıkları yollar istasyonlarda yeniden hatırlandı.
Projenin başında Bursa’nın kadın mirasının izini sürmek için çıktığımız yolculuk, genel değerlendirmede bu kez katılımcıların kendi sözleri, bedenleri, çizgileri ve ortak üretimleriyle yeniden anlatıldı.
Çünkü kadın mirasını görünür kılmak yalnızca geçmişte yaşamış kadınları hatırlamak değil; onların bıraktığı izleri bugünün kadınlarının deneyimleriyle buluşturarak geleceğe taşımaktır.
Köklerimizden geleceğe… Bursa’nın kadınlarının izleri artık bizim hikâyemizin de bir parçası.
Geçmişten Bugüne Bir Mektupla Veda
Genel değerlendirmenin ardından katılımcılara, proje sürecine ve ele alınan kadın mirasına ilişkin dijital ortamda hazırlanan kişiye özel mektuplar sunuldu. Her bir katılımcı için hazırlanan bu mektuplar, altı atölye boyunca birlikte çıkılan yolculuğun ve paylaşılan deneyimlerin küçük bir hatırası olarak katılımcılara dağıtıldı.
Böylece kadınların geçmişten bugüne uzanan hikâyeleriyle başlayan proje, bu kez bugünün kadınlarına bırakılan bir mektupla tamamlandı.





Comments
Post a Comment